Bir yiğit vardı gömdüler şu karşı bayıra… Arkadan kefenini, gömleğini soydular. “Aman kalkar!” deyip üstüne taşlar koydular, Bir yiğit vardı; gömdüler şu karşı bayıra. Yiğidim, hele anlatıver olup biteni! Sen dertli, vatan dertli, oturup ağlayalım… Ağlayıp da sînelerimizi dağlayalım, Yiğidim, hele anlatıver olup biteni. Ses ver yiğidim, yoksa beni duymuyor…
kocar.org
‘Abdullan bin Abbâs mutaya cevaz verdi’ iddiasını onun şu sözleri yalanlıyor: “Sübhânallâh! Ben bu şekilde bir fetva vermedim ki! Benim dediğim şudur: Mut’a tıpkı leş, kan ve domuz eti yemek gibidir. Ancak böyle bir çaresizlik anında/zaruret halinde helaldir.” Resmî görevli olarak İran’a giden bir bürokratın, otele yerleştiği ilk gece kapısı…
PUSULA İLE KIBLE Dünya tarihinin en büyük askerlerinden biri olan Prusyalı Mareşal von Moltke, denizde namazı şöyle anlatır: Bazı Türk denizcileri, küçük pusula taşırlar ve hançerlerinin başına geçirirler. Deniz üzerinde buna bakıp kıble tayin ediyorlardı… Dünya tarihinin en büyük askerlerinden biri olan Prusyalı Mareşal von Moltke (1800-1891), İkinci Sultan Mahmud…
Gomidas Vartabed, gerçek adıyla Soğomon Soğomonyan (1869-1935) Kütahya doğumlu bir müzisyen. Ermeni müziği denilince hatırlanması gereken en önemli isimlerden biri. Çünkü Gomidas, rahip, şef, besteci ve müzikolog kimliğinin yanında 4 binin üzerinde halk ezgisini, şarkısını notaya aktarıp arşivlemiş bir derlemeci. [tweet] [facebook]
Ondört asır evvel, yine bir böyle geceydi, Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi! Lâkin o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler; Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi! Nerden görecekler? Göremezlerdi tabî’î: Bir kere, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi; Bir kere de, ma’mure-i dünyâ, o zamanlar, Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi. Sırtlanları…
[box type=”note”]Mü’min, ölümden korkar mı? “Ölüm korkusu” ile “imansız gitme endişesi” arasında ne türlü farklar vardır ve bu iki korku birbirinden nasıl tefrik edilebilir? Hak dostu bildiğimiz ve yakînin zirvesinde bulunduğunu düşündüğümüz insanların imansız gitmekten çok endişe ettiklerini görüyoruz. İmanın kuvveti ile endişenin şiddeti arasında bir münasebetten bahsedilebilir mi?[/box] -İnsan,…
Oruç, hiç gecikmeden, yolunu şaşırmadan, tam saatinde, dinç ve genç, tarihin dinamizmini de özünde gaybın bir üfleyişi gibi taşıyarak geldi. Mademki geldi onu iyi tanımak gerek. Oruç, boş bir çerçeve olarak veya bir mevsim gibi sadece tabiatın bir parçası olarak gelmedi. Tarihin bir parçası olarak geldi. Dolu geldi. Kendindekini boşaltacak.…
Muhakemeli görüş, kuşatıcı yaklaşım, işin derinliğine nüfuz etme ,düşüncede tutarlılık kavramlarına karşılık firâset kelimesi, “at” manasında Arapçada “feres” ten türetilmiştir. Halk arasında daha çok feraset diye kullanılmaktadır. Atların gözlerinin görüş açısı insanlara kıyasla, daha geniştir. Gözler başın her iki yanında olduğundan etrafı yaklaşık 180 derece açı ile görebilir. Bu da…
Zaman tüm umarsızlığıyla yol alır… Söyledikleriniz unutulur… Yaptıklarınız hatırlanmayabilir. Ancak sözleriniz ya da eylemlerinizle hissettirdikleriniz kayıtlardan silinmez… Olay 14 Ekim 1998 de kıtalar arası bir uçuş esnasında gerçekleşmiş. Bir kadın, uçakta zenci bir adamın yanında oturuyordu. Durumdan rahatsızlığını belli edercesine, hostesten başka bir yer bulmasını istedi, zira öylesine antipatik birinin…










