"Enter"a basıp içeriğe geçin

Dünü Bugünle, Bugünü Yarınla Birlikte Görmek: Siyer’i Yeniden Okumak

Fuat Kocaer

Fethullah Gülen Hoaefendi’nin siyer üzerine yaptığı bir değerlendirmede dikkat çekici bir cümle vardır: “Dünü bugün ve bugünü yarınla birlikte göremiyorlar.” Ardından siyer anlayışının nasıl olması gerektiğini şöyle ifade eder:

“Siyer dünü bugün, bugünü yarınla birlikte görmek suretiyle yapılır. Değişen bir şey yok ki? Dünün Ebu Cehil’leri, Ukbe’leri, Şeybe’leri bugün isim değiştirerek karşınızda. Dünün Bedir’leri, Uhud’larını insanlık bugün farklı şekillerde yaşıyor. O zaman siyer okurken, onun felsefesini yaparken, onu bugüne taşırken bir adaptasyon mülahazanız olmalı. Yoksa bir sonuca varamazsınız.”

Bu sözler, Siyer-i Nebevî’yi yalnızca Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatının kronolojik bir anlatımı olarak görmenin yetersizliğine işaret eder. Çünkü siyer, sadece “ne oldu?” sorusunun cevabı değildir. Aynı zamanda “neden oldu, hangi insanî ve toplumsal dinamikler etkiliydi, bu tecrübe bize bugün ne söylüyor ve geleceğe dair hangi ilkeleri ortaya koyuyor?” sorularını da beraberinde getirir.

Başka bir ifadeyle siyer, geçmişte yaşanmış bir hayatın hikâyesi değil; geçmiş üzerinden bugünü ve geleceği anlamaya imkân veren canlı bir tecrübedir.

Siyer geçmişte kalmış mıdır?

Siyer denildiğinde çoğu zaman zihnimizde belirli tarihler, savaşlar, şahıslar ve olaylar canlanır: Mekke dönemi, Habeşistan hicreti, Medine, Bedir, Uhud, Hendek, Hudeybiye, Mekke’nin fethi…

Bunların her biri elbette kendi tarihî şartları içinde değerlendirilmelidir. Hz. Peygamber’in yaşadığı VII. yüzyıl Arabistan’ı ile XXI. yüzyıl dünyası aynı değildir. Ekonomik yapılar, siyasal kurumlar, iletişim araçları, devlet anlayışı, sosyal ilişkiler ve insan hayatının şartları büyük ölçüde değişmiştir.

Fakat insan bütünüyle değişmemiştir.

İnsanın korkuları, tutkuları, iktidar arzusu, kıskançlığı, merhameti, fedakârlığı, bencilliği, adalet arayışı ve hakikat karşısındaki tavrı hâlâ vardır.

Bu nedenle tarihî şartlar değişirken insan tabiatındaki birçok temel dinamik varlığını sürdürür.

İşte siyerin bugünle bağlantısı tam burada başlar.

Ebu Cehil’i sadece VII. yüzyılda yaşamış belirli bir şahıs olarak okursak, onunla birlikte Ebu Cehil meselesinin de tarihe gömüldüğünü düşünürüz. Fakat Ebu Cehil’i hakikat karşısında kibir, menfaat, statü ve iktidar kaygısıyla direnen bir zihniyetin tarihî örneği olarak okursak, mesele bugüne taşınır.

Bu, bugün yaşayan herhangi bir kişiye “Ebu Cehil” demek anlamına gelmez. Asıl mesele şahısları birbirine benzetmek değil, insan davranışlarının ve zihniyetlerin arkasındaki ortak mekanizmaları görebilmektir.

Dolayısıyla Hocaefendi’nin “isim değiştirerek karşınızda” ifadesi, öncelikle şahısların değil, zihniyetlerin ve davranış biçimlerinin sürekliliğine dikkat çeken bir okuma olarak değerlendirilebilir.

Ebu Cehil’i anlamak, yalnızca Ebu Cehil’i tanımak değildir

Ebu Cehil’in karşı çıkışını sadece “İslâm’a karşı çıktı” şeklinde özetlemek, siyerin öğretici tarafını önemli ölçüde kaybettirir.

Daha derine baktığımızda karşımıza başka sorular çıkar:

Hakikat neden bazı insanları rahatsız eder?

İnsan neden yanlış olduğunu bildiği bir düşünceyi sırf itibarını kaybetmemek için savunmaya devam eder?

Toplumsal statü, insanın hakikat karşısındaki tavrını nasıl etkiler?

Menfaat ile hakikat çatıştığında insan hangisini tercih eder?

Bir toplumda çoğunluğun düşüncesi, bireyin hakikati aramasını nasıl etkiler?

İşte bu sorular VII. yüzyılda olduğu kadar bugün de anlamlıdır.

Bu açıdan bakıldığında siyer, şahıslar kataloğu olmaktan çıkar; insan psikolojisini, toplumları ve tarihî dönüşümleri anlamaya yarayan bir laboratuvara dönüşür.

Bedir yalnızca Bedir değildir

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “Dünün Bedir’leri, Uhud’larını insanlık bugün farklı şekillerde yaşıyor” sözü de aynı perspektifin devamıdır.

Bedir’i yalnızca iki ordunun karşılaşması olarak okumak mümkün olduğu gibi, Bedir tecrübesinin arkasındaki daha geniş insanî gerçeklikleri araştırmak da mümkündür.

Bedir’de inanç, korku, dayanışma, fedakârlık, liderlik, disiplin, strateji, sabır ve belirsizlik gibi birçok unsur iç içedir.

Bugünün dünyasında savaşların biçimi değişmiş olabilir. İnsanlar artık aynı silahlarla, aynı meydanlarda ve aynı şartlarda karşılaşmıyor olabilirler. Fakat kriz, çatışma, korku, güç mücadelesi, fedakârlık ve ahlâkî tercih gibi meseleler ortadan kalkmış değildir.

Bu yüzden modern insanın “Bedir”i farklı bir biçimde ortaya çıkabilir.

Bir toplumun büyük bir kriz karşısında nasıl davranacağı…

Bir insanın baskı altında değerlerinden vazgeçip geçmeyeceği…

Bir topluluğun imkânları sınırlı olduğunda dayanışmayı nasıl gerçekleştireceği…

Güç ile hak arasında tercih yapmak zorunda kaldığında hangi ölçüyü esas alacağı…

Bunların her biri, Bedir tecrübesinin bugüne taşınabileceği alanlardır.

Fakat burada önemli bir sınır vardır: Bugünkü her çatışmayı Bedir’e benzetmek doğru değildir.

Siyer’in bugüne taşınması, tarihî olayların bugünün olaylarına mekanik biçimde kopyalanması demek değildir. Asıl yapılması gereken, olayın arkasındaki ilkeyi, ahlâkı ve insanî tecrübeyi anlamaktır.

Uhud: Bir başarısızlık hikâyesinden daha fazlası

Uhud da bu açıdan son derece öğreticidir.

İlk bakışta Uhud, bir savaş ve askerî sonuçlar üzerinden okunabilir. Fakat Uhud’un insanî ve ahlâkî boyutu bundan çok daha geniştir.

Emre itaat, disiplin, beklenti, başarı karşısında gevşeme, stratejik hata, liderlik, kriz yönetimi ve sonuçlarla yüzleşme gibi meseleler Uhud tecrübesinin önemli boyutlarıdır.

Bu nedenle Uhud’u sadece “şu tarihte şu savaş oldu” şeklinde okumak, onun bugüne taşıyabileceği mesajları daraltır.

Bugün kurumlarda, toplumlarda ve bireysel hayatta yaşanan bazı krizlerde de benzer insanî mekanizmalar görülebilir:

Başarı insanı rehavete sürükleyebilir.

Küçük bir hata büyük sonuçlar doğurabilir.

İnsanlar kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli hedefleri gözden kaçırabilir.

Liderin talimatı ile bireysel kanaat çatışabilir.

Başarısızlık sonrasında suçlu aramak, hatayı anlamaktan daha kolay hale gelebilir.

İşte Uhud’u bugüne taşımak, bu tür mekanizmaları fark etmektir.

“Adaptasyon” ne demektir?

Hocaefendi’nin sözündeki belki de en önemli kavramlardan biri “adaptasyon mülahazası”dır.

Buradaki adaptasyon, siyerin esaslarını değiştirmek değildir.

Tam tersine, değişmeyen ilkelerin değişen şartlarda nasıl temsil edileceğini düşünmektir.

Çünkü tarih değişir.

İletişim araçları değişir.

Ekonomik ilişkiler değişir.

Devlet ve toplum yapıları değişir.

İnsanların dünyayı algılama biçimleri değişir.

Fakat adalet, merhamet, doğruluk, emanete riayet, insan onuru, istişare, sabır, fedakârlık ve zulme karşı duruş gibi temel ahlâkî değerler anlamını korur.

Dolayısıyla adaptasyon, değerlerden taviz vermek değil, değerlerin hayata uygulanış biçimini içinde bulunulan şartları dikkate alarak yeniden düşünmektir.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Çünkü iki farklı hata mümkündür.

Birinci hata, geçmişi aynen bugüne taşımaya çalışmaktır.

İkinci hata ise bugünün şartlarını gerekçe göstererek geçmişten gelen temel değerleri tamamen etkisiz hâle getirmektir.

Siyer’in derinlikli okunması bu iki uç arasında bir denge arayışını gerektirir.

Siyer’in “felsefesini yapmak”

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin dikkat çektiği ikinci önemli husus, “siyerin felsefesini yapmak” ifadesidir.

Burada kastedilen, olayları yalnızca ezberlemekten öteye geçmektir.

Mesela Hudeybiye’yi okumak, sadece anlaşmanın maddelerini öğrenmek değildir.

Asıl mesele şu soruları sorabilmektir:

Neden böyle bir karar alındı?

Kısa vadede dezavantaj gibi görünen bir karar hangi uzun vadeli sonuçları doğurdu?

Diplomasi ile ilke arasında nasıl bir ilişki kuruldu?

Bir hedefe ulaşmak için hangi durumlarda sabır ve zamanlama gerekir?

Bir insan veya topluluk, haklı olduğuna inandığı bir konuda hangi yöntemleri kullanmalıdır?

Bu sorular sorulmadığında siyer bilgisi artabilir fakat siyer şuuru gelişmeyebilir.

Siyer şuuru ise geçmişteki olayların arkasındaki hikmeti ve ilkeleri kavrayarak onları yeni şartlarda yeniden düşünebilmektir.

“Dünü bugün, bugünü yarınla birlikte görmek”

Bu ifade aynı zamanda güçlü bir tarih anlayışını ortaya koyar.

Sadece dünü bilmek yetmez.

Dünü bugüne bağlamak gerekir.

Fakat bununla da yetinilmez.

Bugünün nereye doğru gittiğini görmek ve bugünkü tercihlerimizin yarını nasıl şekillendireceğini düşünmek gerekir.

Böylece üç zaman arasında bir bağ kurulur:

Dün → Bugün → Yarın

Dün bize tecrübeyi verir.

Bugün bize sorumluluk yükler.

Yarın ise bugünkü tercihlerimizin sonuçlarını taşır.

Bu açıdan siyer, geçmişe bakarak geleceği düşünmenin de bir yöntemidir.

Yeni “Bedir”leri nerede aramalıyız?

Belki de bugün siyer okumasının en önemli sorularından biri şudur:

Bizim zamanımızın Bedir’i nedir?

Bu soruya aceleyle belirli bir siyasi olay, grup veya kişi göstererek cevap vermek doğru olmayabilir. Çünkü o zaman siyerin evrensel mesajını güncel tartışmaların içine hapsetmiş oluruz.

Bunun yerine soruyu daha geniş sormalıyız:

Bugünün insanı hangi ahlâkî sınavlarla karşı karşıyadır?

Hakikat karşısında en büyük engeller nelerdir?

Güç ve menfaat insan davranışlarını nasıl değiştiriyor?

Teknoloji insan ilişkilerini nasıl dönüştürüyor?

Bilgi çağında cehaletin yeni biçimleri var mıdır?

İnsan, kalabalıkların ve algoritmaların yönlendirmesi karşısında kendi vicdanını nasıl koruyabilir?

Merhamet ve adalet, ekonomik ve siyasal rekabetin içinde nasıl korunabilir?

İşte bu sorular, siyerin bugünkü karşılıklarını araştırmanın daha verimli yollarıdır.

Yeni “Uhud”lar da vardır

Aynı şekilde “Bugünün Uhud’u nedir?” sorusu da yalnızca savaşlarla ilgili değildir.

İnsan bazen kendi başarısının Uhud’unu yaşar.

Bazen sahip olduğu imkânların Uhud’unu…

Bazen bilgi ve teknolojinin…

Bazen makam ve itibarın…

Bazen de haklı olduğuna inanmanın verdiği özgüvenin…

Çünkü insanı sınayan yalnızca yokluk değildir. Varlık da sınar. Başarı da sınar. Güç de sınar.

Bu açıdan Uhud’un mesajı, başarısızlıktan sonra ne yapılacağı kadar, başarı elde edildiğinde nasıl davranılacağıyla da ilgilidir.

Siyer bugüne nasıl taşınmalı?

Siyer’i bugüne taşımak için üç aşamalı bir okuma yöntemi teklif edilebilir:

Birinci aşama: Tarihî bağlamı anlamak.

Olayı kendi zamanının şartları içinde doğru anlamak gerekir. Tarihî bağlam ihmal edilirse anakronizm ortaya çıkar.

İkinci aşama: Evrensel ilkeleri tespit etmek.

Olayın arkasındaki ahlâkî, sosyal ve insanî ilkeler belirlenmelidir.

Üçüncü aşama: Günümüz şartlarında yeniden düşünmek.

Tespit edilen ilkenin bugünkü dünyada nasıl uygulanabileceği araştırılmalıdır.

Bu üç aşama olmadan yapılan okumalar eksik kalabilir.

Sadece birinci aşamada kalırsak tarih öğreniriz.

İkinci aşamaya geçersek hikmet arayışına gireriz.

Üçüncü aşamayı da gerçekleştirebilirsek siyer, hayatımızı anlamlandıran canlı bir rehbere dönüşebilir.

Sonuç: Siyer bir hafıza değil, bir idrak biçimidir

Siyer’i sadece geçmişte yaşanmış olayların toplamı olarak görmek, onu müzeye kaldırmak gibidir.

Oysa siyer, geçmişi korumakla beraber geçmişin içinden geleceğe doğru yürümeyi de öğretir.

Dünün Ebu Cehil’lerini bugünün insanlarıyla özdeşleştirmek değil; Ebu Cehil’i ortaya çıkaran insanî zaafları tanımak

Dünün Bedir’ini bugünün herhangi bir çatışmasına doğrudan benzetmek değil; Bedir’deki sabır, dayanışma, fedakârlık ve sorumluluk gibi değerlerin bugünkü karşılıklarını araştırmak

Uhud’u sadece bir savaş olarak hatırlamak değil; başarı, hata, disiplin, sorumluluk ve kriz karşısında insanın nasıl davrandığını anlamak

İşte siyerin bugüne taşınması biraz da budur.

Bu sebeple siyer okurken sadece:

“O zaman ne oldu?”

diye sormakla yetinmemek gerekir.

Bunun yanında:

“Olayın arkasında hangi insanî gerçeklik vardı?”

“Bu gerçeklik bugün hangi biçimlerde karşımıza çıkıyor?”

ve nihayet:

“Bugünkü tercihlerimiz yarının dünyasını nasıl şekillendirecek?”

sorularını da sormak gerekir.

Belki de Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “Dünü bugün ve bugünü yarınla birlikte göremiyorlar” sözü tam olarak böyle bir zaman perspektifine davettir.

Siyer geçmişe bakarak geleceği görmek; geçmişin tecrübesini bugünün idrakine, bugünün idrakini de yarının sorumluluğuna dönüştürmektir.

Çünkü zaman değişir; fakat insanın imtihanları biçim değiştirerek devam eder.

Bu yazı yorumlara kapalı.