Tut atalar sözünü kalbi selim ol Gönülden gönüle yol var demişler Gider yavuzluğun tab’ı halim ol Sert sirke küpüne zarar demişler Her kara uzatma elin eteğin Yelkovana döner ahır emeğin Nitekim göllerde şaşkın ördeğin Başın kor kıçından dalar demişler Aldanma cihanın sakın varına Düşmeyegör onun ah-ü zarına Bugünkü…
Kategori: Şiirler
Dost dost diye nicelerine sarıldım Benim sadık yârim kara topraktır Beyhude dolandım boşa yoruldum Benim sadık yârim kara topraktır Nice güzellere baılandım kaldım Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum Her türlü isteğim topraktan aldım Benim sadık yârim kara topraktır Koyun verdi kuzu verdi süt verdi Yemek verdi ekmek verdi…
Fuhşun envâı, bugün, çevreyi alt-üst ediyor; Beşeriyyet, bu hayâsızlığa kurban gidiyor!.. Uçurumlar dolu yollarda şuursuz gidilen. Medeniyyet diye, her çirkefi taklîd edilen, Batı dünyâsı bu yüzden çürüyüp çökmekde, Mahvolan aileler, bahtına yaş dökmekde. Uçurumdur sonu, ahlâkı çöken Avrupa’nın, Geçmez olmuş sözü evlâdına öz babanın!.. Annelik hissi, gönülden silinip gitmekde,…
Toprağın derinliğinde tohuma can veren kim Deniz dalgalarından bulutları göğerten kim Ufuklardan bitkilere yaşam sunan rüzgârı estiren kim Yeryüzü kimindir, o baktığın güneşin ışığını gönderen kim Buğday başağının gözelerini inci ile dolduran kim Mevsimleri sırasıyla değişme özelliği veren kim Ey toprak ağası bu topraklara bir bak senin mi ki, değil…
Seyreyle Güzel Kudret-İ Mevla Neler Eyler Allaha Sığın Adl-İ Taala Neler Eyler Canana Gönül Vereli Ben Candan Usandım Hem Düşeliden Derdime Dermandan Usandım Meyl Eylemesem Gayrisine Tevbeler Olsun Bu Ân’e Değin Ettiğin İsyandan Usandım Pervane Gibi Yanmağı İster Deli Gönlüm Her Şam-U Seher Ah İle Efgandan Usandım Kalmadı Firak Giryesine…
[dropcap]”O[/dropcap]dama girdim; kapıyı kapadım; ağlamaya başladım: O gün akşama kadar İslâm’ın garibliğine, müslümanların inhitâtına ağladım, ağladım…” Sebilürreşâd Şimal müslümanlarından Atâullah Behâeddin Görünmez âşina bir çehre olsun rehgüzârında; Ne gurbettir çöken İslâm’a İslâm’ın diyarında? Umar mıydın ki; mabetler, ibâdetler yetim olsun? Ezanlar arkasından ağlasın bir nesl-i me’yûsun? Umar mıydın cemâat bekleyip…
Belâ-yı mâsivâya mübtelâyım yâ Rasûlallah! Zebûn-i pençe-i nefs ü hevâyım yâ Rasûlallah! Kerem kıl ben fakîre el-aman ey rahmet-i âlem Serâpâ mahz-ı isyân ü hatâyım yâ Rasûlallah! Sen evreng-i şefâat şâhısın, sultân-ı rahmetsin Kapında ben de bir kemter gedâyım yâ Rasûlallah! Şefâat kıl meded, yoksa o rütbe çok günâhım ki Ne rütbe yansam ol rütbe sezâyım yâ…
Yâ Nebî, şu hâlime bak! Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahranın; Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın! Harîm-i pâkine can atmak istedim durdum; Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum. Tahammül et!” dediler… Hangi bir zamana kadar? Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var! Gözümde tüttü bu andıkça yandığım…
Bu şehirdi, benim ilk hasretim bu şehirdi, Sırdır anılarımda hala sır çocukluğum! Sanki başka bir izden başka bir semte girdi; Hep böyle şaşkın şaşkın bakınır çocukluğum… Ne kaybettiyse böyle kaybetti hep bu sersem, Sırra ihanet olur bundan bir fazla dersem! Hangi köşebaşından önüne çıkıversem, Ağlamaklı bir tavır takınır çocukluğum… Zor…
Sefinem gark oldu, dert deryasına, Sahra-yı sinemi, sel aldı gitti. Hasretkeş olmuştur dil leylasına, Bülbül-teg zarımı gül aldı gitti.Kuy-ı cananıma varayım derdim. Bir zaman zevk-i safa süreyim derdim. Didar-ı dildarı göreyim derdim. Nevbetim elimden, el aldı gitti. Sahra-yı sineme dağlar çekilmiş. Dal olmuş kametim, kaddim bükülmüş. Yar yolunda nice ömrüm…










