"Enter"a basıp içeriğe geçin

İbn’ül Vakt Olmak

Zamanın eserleri ve tecellilerinden başka bir şey ortaya koymak isteyen kimse, cahilliğinden hiçbir şey terk etmemiştir.

Cehlden etmedi bir şeyi terk ol kimse âlemde
Hilâf-ı cilve-i Yezdân’ı ihdâs murâd eyler

Sofilere göre vakit, seçme özgürlüğümüz olmadan rastladığımız ilåhî mukadderat halleridir.
Onlara göre vakit kılıç gibidir. Kılıç çarptığı şeyi nasıl keserse, vakit de kaza olarak çarptığı şeye galip olur. Keskin bir kılıç gayet yumuşak olan şeyleri kesmediği gibi, vakit de kendisinde ortaya. çıkan hükümlere karşı sertlik göstermeyerek razı olma dairesinde kalıp teslim olanlara zarar vermez. Çünkü zamanın hükümlerine karşı durmak, gayet şiddetli bir akıntıya karşı tek kürekli bir kayıkla yol almak istemeye benzer.
Mürid zamana sertçe karşı çıkarsa, vakte çetinlik gösterirse düşmanlık bulur. Bu “ebu’l-vakt” olmak demektir, vakte hükmetmek istemektir.

Ibnü ‘l-vakt olmak ise, vakte müsaade etmek, vaktin hükümlerine uymak çocuğun babasına davrandığı gibi davranmak demektir.
İnsanın kurtuluşu ve mutluluğu da şüphesiz ibnül-vakt olmasındadır. Onun için Hazreti Mevlânå: “Sofi, vaktin çocuğu olmalıdır arkadaş!” buyurarak zamanın hükmüne tâbi olanları övmüştür.
Bu dünyada geçici haller karşılığında kalıcı haller elde etmek, kulluk sermayesi olan zamana bağlıdır. Alışveriş pazarında sermayesi olmayanlar kaybederler. Bu yüzden “vakit nakittir” denilmiştir.


Genelde zamanın hükmüne boyun eğilir ve ona karşı çıkmaktan çekinilir. Şeriat gereğince Allah’ın emirlerine uymak, yasakladıklarından yüz çevirmek de zamanın hükmüne boyun eğmektir. Çünkü hadis-i şeriflerde; “Dehre, zamana sövmeyin, zaman Allah’tr.” “Zamanın hükmünü bilmeyen cahildir.” buyrulmuştur ki, bu hikmetin başka bir ifadesidir.
Bir tarikat sålikinin şeriatın kötü görmediği beden hallerinde ve iradelerinde güzel edebini
koruması, başka bir hale geçinceye kadar Hakk’ın rızasına boyun eğmesi kulluk gereklerindendir.
Kabz, bast, üns ve vahşet gibi kalp halleri, kalpleri dilediği hallere sokan Hakk’ın kudret ve tasarrufundadır. Bunlardan herhangi bir halin ortaya çıkmasında Hak rızasına uyarken yine başka bir hale geçmeyi Hakk’ın kazasından beklememek edepsizlik ve cahilliktir. Ebu Osman Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Kırk senedir Cenab-ı Hakk’ın beni yaşartığı halden başka bir hale geçmeyi arzu etmedim ve geçirdiği bir halden dolayı da hiç gücenmedim.” İşte bu, sağlam iman ve yüksek bir imanın meyvesidir. Bunun tersi ise zamanla ve zaman hükmüyle çekişmektir ki, sofilere göre özel günahların en büyüğü olan cahillik ve nådanlığın neticesidir.
“Zamanın hükmüne vakıf olmayan kimse var ya; işte cahil odur.”

Hikem-i Ataiyyeden 18. Hikmet

Bu yazı yorumlara kapalı.