Bu dünyaya verme gönül Dünya sana kalır değil Dünya seven dost katına Yüz akıyla varur değil Bu dünyanın mahabbeti Şol ağulu bal gibidir Ağusun bilen ol bala Parmağını banar değil Bu dünyanın zehri katı Cana erer mazarratı Zehrini bilmeyen bunun Kenduyü sakınur değil Bu dünyayı derip yığma Ahır koyup gitsen…
Kategori: Bütün Yazılar
[box type=”note”]Soru: Büyük davalar, birtakım mahrumiyetlerin ötesinde bayraklaşmış. Mesela; Serahsî, Hanefi fıkhının en büyük eseri olan Mebsut’u hapsedildiği kuyuda talebelerine dikte ettirmek suretiyle vücuda getirmiş. Yine asrımızın devâsâ çilekeşi, aynı mahrumiyetlerle büyük davasının temelini atmış. Bunun sebeb-i hikmetini izah eder misiniz?[/box] Bütün büyük davalar ve ulvi gâyeler, birtakım mahrumiyet, çile…
[box type=”note”] Soru: “Fiilî dua”, “kavlî dua” ve “kadere rıza” esaslarını günümüzde imtihandan imtihana koşan talebeler, bilhassa da üniversite imtihanına girecek gençler açısından değerlendirir misiniz? [/box] -Dua ile alâkalı yapılan taksimattan biri de onun fiilî ve kavlî olarak ikiye ayrılmasıdır. Üstad Bediüzzaman hazretlerinin verdiği örnekle anlatacak olursak, bir çiftçinin toprağı…
Evet, Mısır’da azınlık şartlarında yaşayan İsrailoğulları’nın mâbetlerinin yıkılıp, ibadetlerinin yasaklandığı, imanını izhar edebilme işinin, gözü pek, az miktarda deli kanlılara inhisar edecek kadar devlet terör ve zulmünün arttığı bir dönemde şu vahiy onlara bir kurtuluş reçetesi olarak sunuluyor: [box type=”success”]“Biz Musa ve kardeşine: “Mısırda, kavminiz için evler hazırlayın. Evlerinizi kıble…
Bâyezid-i Bistâmî hazretleri der ki: “Bütün iç dinamizmimi kullanarak Cenab-ı Hakk’a tam otuz sene ibadet ettim. Sonra gaybdan: ‘Ey Bâyezid, Cenab-ı Hakk’ın hazineleri ibadetle doludur. Eğer gayen O’na ulaşmaksa, Hakk kapısında kendini küçük gör ve amelinde ihlâslı ol’ sesini duydum ve tembihini aldım…” -İhlâs; ferdin, ibadet ü taatinde, Cenâb-ı Hakk’ın…
Bir vakte erdi ki bizim günümüz Yiğit belli değil mert belli değil Herkes yarasına derman arıyor Deva belli değil dert belli değil Farkeyledik ahir vaktin yettiğin Merhamete çekilip göğe gittiğin Gücü yeten soyar gücü yettiğin Papak belli değil kürt belli değil Adalet kalmadı hep zulüm doldu Geçti şu baharın gülleri…
İbrahim b. Ethem Hazretleri Kabe’nin eteklerine sarılmış dua dua yalvarıyordu: [box type=”shadow”]إِلٰهِي عَبْدُكَ الْعَاصِي أَتَاكَامُقِرّاً بِالذُّنُوبِ وَقَدْ دَعَاكَا (İlahi abdükel asi etaka mukırran bizzünübi fekat deaka) İlâhî! Asî kulun yine kapına geldi; (dağlar azametindeki) günahlarını ikrar edip, ellerini Sana açıyor ve sadece Sana açar,[/box] [box type=”shadow”]فَإِنْ تَغْفِرْ فَأَنْتَ أَهْلٌ لِذَاكَاوَإِنْ…
Ey Yücelerden Yüce! Yolumuz üzerine serip sergilediğin, sonra da bizi görmeye davet ettiğin meşherlerini, en mükemmel şekiller hâlinde sarıp sarmaladığın en bedî, en çarpıcı san’at eserlerini ve Sana ait gizli güzelliklerin tecellileri olarak binbir renk cümbüşü hâline getirip ve yine Senin bir san’at mecmuan olan tabiatın sînesine yerleştirdiğin o gözleri…
Hâfız Burhan olarak da bilinen Burhan Sesyılmaz (d. 23 Mayıs 1897, İstanbul – ö. 18 Nisan 1943, Ankara), Osmanlı-Türk Türk Sanat Müziği gâzelhan, hâfız, mevlithân ve ses sanatçısı. Babası II. Abdülhamit’in muhâfız alayından bir askerdir. Makber adlı parçanın kimin bestesi olduğuna dair belirsizlikler vardır.İlkokul yıllarının ardından Muallim İsmail Hakkı Bey ve Hâlid Lem’î Atlı’ın kısa süreliğine öğrencisi oldu. Mızıka-yı Hümayun’a girdi ve beste çalışması yaptı. 1925-26 yılları arasında Kolombiya…










