Ey Kardeşlerim! Sizler biliyorsunuz ki; bizim mesleğimizde benlik, enâniyet, şan ve şeref perdesi altında makam sahibi olmaktan, öldürücü zehir gibi ondan kaçıyoruz. Onu ihsas eden hâletten şiddetle içtinap ediyoruz. Elbette, burada, altı-yedi sene gözünüzle ve yirmi seneden beri tahkikatınızla anlamışsınız ki ben şahsıma karşı hürmet ve makam vermek istemiyorum. Sizleri o noktada şiddetle tekdir…
Kategori: Pırlanta Ölçüler
[box type=”shadow”]Cennet olmazsa, Cehennem tâzip etmez. [/box] [box type=”shadow”]Zaman ihtiyarlandıkça Kur’ân gençleşiyor, rümuzu tavazzuh ediyor. Nur, nar göründüğü gibi, bazan şiddet-i belâgat dahi mübalâğa görünür. [/box] [box type=”shadow”]Hararetteki merâtip, burudetin tahallülüyledir. Hüsündeki derecat, kubhun tedahülüyledir. Kudret-i ezeliye zâtiyedir, lâzımedir, zaruriyedir. Acz tahallül edemez, merâtip olamaz, herşey ona nisbeten müsavidir. [/box]…
Bir gün aziz Hocamız (Fethullah Gülen Hocaefendi), çocukların ibadete alıştırılması mevzuunu anlatırken şöyle demişti: “Çocuk namazda titreyen bir baba, secdede ağlayan bir anne görmeli. ‘Babacığım niye titriyordun; anneciğim sen niçin ağlıyordun?’ deyince, ‘Oğlum, Allah karşısında titrenir; yavrum, Rahmeti Sonsuz’un nimetlerine şükür duygusuyla alın yere konurken gayr-ı ihtiyarî ağlanır. Çok defa…
Canlı bomba olma, masum insanların içinde gidip patlama, bombaları arabaya yükleyip masum, hiçbir şeyden haberi olmayan insanların üzerine sürme, hele bu arada mabetleri yıkma, bunları ne Kur’an’la ne Sünnet’le telif etmek mümkün değildir. Kur’an’la, Sünnet’le telif edilmeyen şey Müslümanlıkla da telif edilemez. Kelle kesme cinayetleri Müslümanlara mal ediliyor. Suriye’de, Mısır’da,…
[box type=”shadow”]Bütün ihtilalât ve fesadın asıl madeni ve bütün ahlâk-ı rezilenin muharrik ve membaı, tek iki kelimedir. Birinci kelime: “Ben tok olsam, başkası açlıktan ölse bana ne.” İkinci kelime: “İstirahatim için zahmet çek; sen çalış, ben yiyeyim.” Birinci kelimenin ırkını kesecek tek bir devâsı var ki, o da vücub-u zekâttır. İkinci kelimenin…
[box type=”note”]Soru: Büyük davalar, birtakım mahrumiyetlerin ötesinde bayraklaşmış. Mesela; Serahsî, Hanefi fıkhının en büyük eseri olan Mebsut’u hapsedildiği kuyuda talebelerine dikte ettirmek suretiyle vücuda getirmiş. Yine asrımızın devâsâ çilekeşi, aynı mahrumiyetlerle büyük davasının temelini atmış. Bunun sebeb-i hikmetini izah eder misiniz?[/box] Bütün büyük davalar ve ulvi gâyeler, birtakım mahrumiyet, çile…
Evet, Mısır’da azınlık şartlarında yaşayan İsrailoğulları’nın mâbetlerinin yıkılıp, ibadetlerinin yasaklandığı, imanını izhar edebilme işinin, gözü pek, az miktarda deli kanlılara inhisar edecek kadar devlet terör ve zulmünün arttığı bir dönemde şu vahiy onlara bir kurtuluş reçetesi olarak sunuluyor: [box type=”success”]“Biz Musa ve kardeşine: “Mısırda, kavminiz için evler hazırlayın. Evlerinizi kıble…
Ey Yücelerden Yüce! Yolumuz üzerine serip sergilediğin, sonra da bizi görmeye davet ettiğin meşherlerini, en mükemmel şekiller hâlinde sarıp sarmaladığın en bedî, en çarpıcı san’at eserlerini ve Sana ait gizli güzelliklerin tecellileri olarak binbir renk cümbüşü hâline getirip ve yine Senin bir san’at mecmuan olan tabiatın sînesine yerleştirdiğin o gözleri…
Oruç, hiç gecikmeden, yolunu şaşırmadan, tam saatinde, dinç ve genç, tarihin dinamizmini de özünde gaybın bir üfleyişi gibi taşıyarak geldi. Mademki geldi onu iyi tanımak gerek. Oruç, boş bir çerçeve olarak veya bir mevsim gibi sadece tabiatın bir parçası olarak gelmedi. Tarihin bir parçası olarak geldi. Dolu geldi. Kendindekini boşaltacak.…
Önden Giden Atlılar yıllar ve yıllar boyu hemen her fırsatta şanlı mazimize, ülkemize, ülkümüze, evimize, köyümüze, kadınımıza, erkeğimize, örfümüze, adetimize hasılı herşeyimize destanlar kesmiş ve “bizimle aynı memeden süt emmeyenler buna inanmasalar da” kaydını koyarak o günlerin yeniden yaşanmasının hayal olmadığını anlatmaya çalıştım. Zira inanıyordum, bir süreden beri tarih ve…










