"Enter"a basıp içeriğe geçin

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Bilinmeyen Bir Yönü: Ders Ve Tedris Metodu – 3

[dropcap]G[/dropcap]eçen sayıda yayımlanan bir makalede Fethullah Gülen Hocaefendi’nin İslâmî ilimlerin değişik sahalarında okuttuğu kitaplar hakkında –bildiğimiz ve ulaşabildiğimiz kadarıyla- bilgi vermeye çalışmıştık. Bu yazıda ise, Hocaefendi’nin ders ve tedris metodu üzerinde durmak istiyoruz. Öncelikle belirtelim ki bu yazı, Hocaefendi’nin “vicâhî kültür” diyebileceğimiz ders ve tedris metodunu, huzurunun atmosferini, ufkunu, heyecanını ve insibağını enginliğiyle satırlara dökmekten ve yansıtmaktan uzaktır. Zîrâ huzur ve huzurun varidatı bizzat yaşanır, duyulur ve hissedilir. O iklimden istifade de şahısların seviyesine, niyetine, konsantrasyonuna, herkesin istidadına vâbestedir. Bununla birlikte bir fikir vermesi açısından muttali olabildiğimiz ölçüde muhterem Hocaefendi’nin takip ettiği ders ve tedris metodunu hecelemek istiyoruz. Genelde medreselerde ve bir mânâda onların devamı diyebileceğimiz ders meclislerinde ders ve tedris metodu; hocanın dersi takrir etmesi, talebelerin de dinlemesi ve soru-cevap çerçevesinde karşılıklı müzakere etmesi şeklindedir. Yine bu usulde bir sonraki derste bir önceki dersin hulâsası verilerek yeni derse geçilir. Bunun yanında medrese eğitim ve öğretim sisteminde dersten sonra hocanın ders verdiği yerlerin, yardımcısı (muîd) veya önde gelen talebeleri tarafından öğrencilere müzakere ettirilmesi de söz konusudur. Günümüz ilâhiyat eğitiminde yaygın olan ders ve tedris metodu ise, genellikle hoca tarafından hazırlanan ders notlarının öğrenciye takrir edilmesi, ders esnasında sorulan sorulara cevap verilmesi ve yazılı veya sözlü imtihandan geçme şeklindedir. Medrese eğitim sisteminde yetişen hocalardan ders alan Fethullah Gülen Hocaefendi, yarım asrı geçen tedris hayatında talebenin seviyesine göre bir usûl takip etmiştir/etmektedir. Talebenin tedrisata yeni başladığı dönemlerde daha çok takrir usulü; dile ve âlet ilimlerine vukufiyeti nispetinde ise ders halkasındaki talebelerin dersi Hocaefendi’ye arz etmesi şeklinde olmuştur. Bu metodun pratik uygulaması şu şekildedir: Talebelerin derse gelmeden önce mümkün mertebe daha bilgili ve tecrübeli bir veya birkaç talebenin rehberliğinde okunacak yere hazırlanması ve dersi Hocaefendi’nin huzurunda okuması, arz etmesi Hocaefendi’nin de yer yer izahlarda bulunması, sorulan sorulara cevap vermesi, ulemanın yaklaşımlarına saygı içinde kendi yorumlarını eklemesi şeklindedir. Hocaefendi, bu ders usulüne tevazu ve mahviyetinin tabiî bir sesi olarak “Arkadaşlarla kitap müzakere ediyoruz.” dese de bir üstad-talebe ilişkisinin olduğu şüphesizdir. Müzakereyi, talebenin derste okunan konuları iyi takip ederek değişik eserlerle mukayese etmesinin yanında aktif katılımı, istifsar ve izah endeksli soru sorması şeklinde anlamak da mümkündür. Ayrıca Hocaefendi kendisine tevcih edilen hiçbir soruyu cevapsız bırakmamaktadır. Peygamber Efendimiz’in “Güzel soru ilmin yarısıdır.” mealindeki hadîsinde buyurduğu gibi yerinde ve güzel soru sormak dersten istifade adına çok önemlidir. Bu genel girişten sonra her bir ilim dalı ile ilgili takip edilen usule geçmeden önce, ders halkasında okunacak kitapların seçiminden ve dersin zamanından bahsetmek istiyoruz.

Kitapların Seçimi

Fethullah Gülen Hocaefendi, her işinde olduğu gibi ders mevzuunda da insanların bir işe gönlüyle yönelmesine, isteyerek yapmasına çok önem vermekte ve hissiyatlarını gözetmektedir. Bu itibarla da onların derse ve okunacak kitaba ilgisine önem vermektedir. Hocaefendi, herhangi bir sahada kitap okutmak istediğinde talebelerine çoğu zaman “Bu konuda şu şu özellikte kitaplar var, bunlardan tercih ettiğiniz birisini okuyabiliriz.” dediği gibi bazen de kendisinin çok önemli gördüğü bir kitabın özelliklerinden bahsederek onu nazara verir. Meselâ, Kenzü’l-Ummal’ın en kapsamlı hadîs kitaplarından biri olduğunu, ders kitabı olarak hızlıca okunabileceğini değişik zamanlarda ifade etmiştir. Böylelikle zaman içerisinde talebelerin o kitaba ilgi duyup okuma iştiyakı izhar etmeleri üzerine de ders kitabı yapmıştır. Bazen de el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletuhu kitabında olduğu gibi talebelerin isteğinin Hocaefendi’yle iktiran etmesi üzerine okunmaya karar verilmiştir.

Ders Okutma Zamanı

Dersler genelde sabah namazından öğle namazına kadarki zaman diliminde olur. Öğleden sonra da pek çok zaman ders yapılmıştır. Bir dönemde dersler, kahvaltıdan bir müddet sonra başlayıp öğleye kadar devam etmiştir. Bir başka dönem ise, sabah namazından sonra başlanıp arada kahvaltı molası verildikten sonra devam etmiştir. Bir zaman, bunlara ilâve olarak sabah namazından bir saat önce başlanıp namaza kadar ders okunduğu olmuştur. Nitekim Tuhfetü’l-Ahvezî bu şekilde bitirilmiştir. Kenzü’l-Ummal’ın on cildi bir ramazanda okunmuştur. Sabah, akşam, teravih namazlarından ve sahurdan sonra olmak üzere günde yaklaşık 7–8 saat ders yapılmıştır.

Talebenin Önceden Derse Hazırlıklı Gelmesi

Talebe derste okunacak kitaplara iyice çalışır; ibareleri çözerek mânâsını anlamaya çalışır. Bunun için de başta Müncid, Mucemu’l-Vasît, Lisanu’l-Arap, Tâcu’l-arus gibi lügatlere, tefsirlere, şerhlere, fıkıh kitaplarına ve ihtiyaç duyulan kaynaklara müracaat ederek elden geldiğince hazırlanır. Derste okunacak metinlerde irab hatası ve herhangi bir kelimeyi yanlış okumamak için çalışır. Gerektiğinde bu konuda yazılmış kitaplara müracaat ederek hazırlanır. Özellikle başta Kur’ân âyetleri olmak üzere hadîs metinlerinin doğru okunması ve râvilerinin isimlerinin doğru telaffuz edilmesi Hocaefendi’nin hassasiyetle üzerinde durduğu konulardandır. Bu husustaki yaklaşımı şu şekildedir: “Arapçayı yanlış okuyabilirsiniz; ama âyetleri yanlış okumayın.” Başta böyle bir hazırlıkla derse gelen talebe Hocaefendi’nin huzurunda metni okur, Hocaefendi dinler ve tashih edilmesi gereken yerlerde çok nazikçe ve mahcup bir edayla doğrusunu fısıldar. Dersler esnasında Hocaefendi, zaman zaman metin içerisinde tahkik edilmesi gereken bir yerle karşılaşıldığında onun üzerinde ısrarla durur. O ânda o konu ile ilgili kaynak kitapları getirtir ve meseleyi onlardan izah eder. Veya bir sonraki derse yetiştirilmek üzere kaynaklara bakılmasını ister. Okunan kitaplarda talebenin sorduğu yerlere ulemanın genel yaklaşımını saygıyla ifade ettikten sonra özellikle günümüze bakan yönleriyle kendi yorumlarını da seslendirir. Zaten derslerin en cazip yönlerinden biri de Hocaefendi’nin bu açıklamaları ve yorumlarıdır. Bu da talebelerin merakına, seviyeli soru sormasına ve ufkuna bağlıdır. Zîrâ Hocaefendi, konuları muhatapların ufkunu, seviyesini ve anlayışını nazar-ı itibara alarak izah etmektedir. Hocanın metni okuyarak açıklaması şeklindeki yaygın takrir usulü yerine böyle bir ders okutma tekniğinin seçilmesinin şüphesiz pek çok faydası vardır. Görebildiğimiz kadarıyla bu yöntem, talebeyi daha fazla dersin içine çekmekte, daha aktif hâle getirmekte ve talebenin daha güzel yetişmesine zemin hazırlamaktadır. Bu şekilde seri bir metin okuyarak ders okumanın faydalarını şöyle sıralayabiliriz: Talebenin metin ve ibare korkusunu aşması, kitaplara âşina olması, Seri kitap okuma melekesini geliştirme, Çok daha fazla kitap ve metin okumayı temin etme, İslâmî ilimlerin temel kitaplarına karşı talebede güven oluşturma, İlimlere mahrutî bir bakış açısı ve ansiklopedik bilgi kazandırma, Metin ve ibarelerdeki kavramlara, farklı fikir ve kanaatlere, münazara ve metotlara talebeyi âşina kılma… Bu şekilde seri okuma talebeye öncelikle neyin nerede olduğunu bellemeyi, onun küllî bir bakış açısı kazanmasını ve ihtiyaç ânında aradığı bilgiye ulaşmasını kolaylaştırmaktadır.2 Bu usulle yaklaşık 3–4 veya 2–3 saatlik bir derste 40–50 sayfa metin okunmaktadır. Bu arada Hocaefendi’nin sabırla talebelerini dinlemesi, sık sık müdahale etmemesi ders okutma tekniği adına oldukça önemlidir. Ayrıca Hocaefendi okunan yerlerin analitik bir yaklaşımla okunmasına da çok önem verir. Buna günümüzün ifadesiyle “sorgulayarak okuma” da denebilir. Fakat “sorgulama” derken selef-i salihine, âlimlere saygısızlık mânâsına değil, yazılanların vahyin mantığına, dinin muhkematına, rivayet kriterlerine, akl-ı selime test ettirilerek okunması ve aynı zamanda çağın varidatının da bu süzgeçlerden geçirilerek yeni yorumlara ulaşılmasıdır. Bütün bunlarla birlikte talebenin okuduğunu anlaması, tahlil etmesi, hayatına hayat kılması ve tabiatının bir derinliği hâline getirip, yaşadıklarını gönlünün diliyle seslendirmesi Hocaefendi’nin sürekli vurguladığı en temel hususlardandır. Çok mücbir sebep olmadıkça Hocaefendi’nin ders halkasında başlayıp da bitiremediği kitap yok denecek kadar azdır.

Yrd. Doç. Dr. Ergün Çapan – Cemal Türk

Yeni Ümit Dergisi Genel Yayın Koordinatörü

[tweet] [facebook] [pinterest] [Google]