[dropcap]A[/dropcap]llah’a hamdolsun ki, bu çamur-alud asrın çorak bahçelerinde nice güller, gül gibi insanlar yetiştirdi. Anadolulu iş adamlarının Moskova’da açmış oldukları bir Türk kolejinde vuku bulan bir hadiseyi hepinizin ibretlerine sunuyorum. İşte Yusuf-endam bir genç…
“Üniversitesini henüz bitirmiş, genç bir Türk gencimiz biniyor uçağa ve Moskova’daki Türk kolejine gidiyor. Çiçeği burnunda yeni bir öğretmendir. Aynı okulda vazife yapan bir Rus kızı, bu delikanlımıza gönül kaptırıyor ve aylarca genç öğretmen arkadaşımızın peşini bırakmıyor. Her fırsatı değerlendiriyor, cilve cilve üstüne yapıyor, telefon, mail, mesaj.. değişik modellerde kesilmiş şık elbiseler içinde gözüyle, sözüyle, giyim-kuşamıyla genci etkilemeye çalışıyor. Fakat heyhat, başarılı olamıyor.
Derken bu uğraşılardan bir sonuç alamayınca, canına tak ediyor ve birgün öğretmenler odasında muhacir delikanlımızı, genç öğretmenimizi yalnız başına bulunca, kapıyı kapatıyor ve hemen karşısına dikilerek diyor ki:
“Özür dilerim ama size bir şey söylemek istiyorum. Ya ben çok çirkin, yüzüne bakılmayacak bir kızım.. ya da sizde bir hastalık falan var.”
Tabii bu sözler karşısında şaşkına dönen genç öğretmen arkadaşımız,
“Neden böyle konuşuyorsun?” diye soruyor. Kız:
“Siz de biliyorsunuz ki altı aydır peşinizde koşturuyorum. Bir defa olsun sizden istediğim ilgiyi göremedim. Niye bana karşı ilgisizsiniz?” diyor.
Böyle belki de hiç beklenmedik bir şekilde, hiç de alışmadığı bir konu ve konumda hayrete düşen Yusuf fıtratlı Anadolu delikanlısı, al al olmuş yanakları ile, utana sıkıla diyor ki:
[box type=”success”]“Bacım! Biz buralara iffetleri kirletmek için gelmedik. Belki kirlenen iffetleri temizlemeye geldik, namusları korumaya geldik. Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) ayırdığım bir kalbim var, onu bir başkasına veremem. Hidayetine vesile olmaya çalıştığım insanların nezahetini, nefsâniyetimle zedeleyemem.. zedelemeyi düşünenem…”[/box]
Böyle hiç beklemediği ölçüde onurlu ve haysiyetli bir cevap alan Rus kızı için bu sözler, hidayet tohumları olarak gönlüne ekiliyordu, iman bengisuyu olarak içiriliyordu… Delikanlı da –me’mûlen- ahrette mahşer gününde, Allah’ın gölgesinde gölgelenecek yedi seçkin grup içerisindeki o mümtâz yerini alıyordu.
[box type=”shadow”] Ebu Hureyre (radıyallahu anh) demiştir ki: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu işittim:
“Yedi kişi var, Allah onları hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde kendi gölgesinde gölgeler;
• Adil imam,
• Allah’a ibadet içinde yetişen genç,
Tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimse,
Allah için birbirlerini seven, Allah rızası için biraraya gelip, Allah rızası için ayrılan iki kişi,
• Güzel ve makam sahibi bir kadın tarafından davet edildiği halde: “Ben Allah’tan korkarım” de(yip icabet etmey)en kimse,
• Sağ eliyle verdiğini sol eli görmeyecek kadar gizli bir şekilde sadaka veren kimse,
Allah’ı tek başına zikrederken gözlerinden yaş boşanan kimse.”[/box]
Musa Hub; “İffet Kahramanları.” Işık Yayınları adlı kitaptan
[tweet] [facebook]
